"Enter"a basıp içeriğe geçin

Annemle Vedalaşırken

Annem yaklaşık yedi yıldır rahim kanseriyle mücadele ediyor. Tedavisi Ankara da sürüyordu. Artık hiçbir tedaviye olumlu yanıt vermiyor. Doktorlar doğrudan söylemese de sanırım mücadeleyi kaybetmek üzereyiz. Geçtiğimiz Ramazan Bayramında Annemi köyümüze getirdim ve kapalı duran köydeki evimizi açtık. Amacım annemin yaşamının son evresinde akraba, komşu, eş dost ve arkadaşlarıyla görüşmesi ve vedalaşması sonra tekrar Ankara’ya dönmekti. Ancak durum hiç planladığım gibi olmadı.

 

Ramazan Bayramı için geldiğimiz köyümüzden kurban bayramı gelmiş olmasına rağmen hala ayrılamadık. Kendimi hiç planlamadığım halde köydeki eski evi tamir ettirirken eksiklerini tamamlarken yeni eşyalar alırken buldum. Peki neydi beni 35 yıl önce ayrıldığım bayramlarda birkaç günden fazla kalamadığım köyümde iki aydan fazla kalmamı sağlayan neden?

Öncelikle annem kendi köyünde ve evinde olmaktan dolayı çok mutluydu. Bahçede oturmak ve gelip geçen insanları, hayvanları ve araçları seyretmek akrabalarının, komşularının ve köylülerinin ziyaretleri çok hoşuna gitti. Gelenler genelde eli boş gelmiyorlardı. Kimisi süt-yoğurt, çorba, yumurta kimisi bahçesinde yetişen domates, biber, kabak, salatalık, semiz otu, erik elma, armut, kavun, karpuz gibi meyve ve sebze getiriyordu. Bu gelen hediyeler için buzdolabı yetersiz kaldı. Bir ara evde ki kavun miktarı o kadar arttı ki neredeyse yarım traktör römorkunu dolduracak hale geldi. Yıllardır görmediğim, konuşmadığım köyümdeki insanlar annemi ziyarete geliyor kimisi teselli etmeye çalışıyor, kimisi dua ediyor kimisi helalleşiyordu. Edilen dualar “Allah şifa versin, Allahım iki iyilikten birini versin”, ve en çok hoşuma giden dua ise “Allah çocuklarının göğsüne merhamet versindi” Eğitiminde, aileninde çocuk yetiştiririken en önemli amacı merhametli insan yetiştirmek olmalıdır. Asıl o zaman gerçek başarıyı yakalamış oluruz. Kısacası evimizin önü hiç boş kalmıyordu. Bir ara iki saatliğine bir başka köydeki düğüne gitmemiz gerekmişti. Giderken karşı komşuya ara sıra kapıdan annemi kontrol etmesini rica etmiştim. Geri döndüğümde evin önünde oturan geçmiş olsun ziyaretine gelen annemin yeğenleri komşular ve başka misafirlerle karşılaştım. Annemi ziyarete gelenleri gören komşularımız onları evin bahçesinde oturtmuşlar kendi evlerinde çay demleyip ikramda bulunmuşlar ve bizim eksikliğimizi hiç hissettirmemişlerdi. Bu manzara karşısında ne kadar duygulandığımı sanırım anlatmama gerek yok. Kaldığımız süre için köyde yapılan düğün ve mevlitlerde hasta ve yaşlı olduğu için evine mutlaka yemek getiriliyordu. Acil durumlarda yardım isteyebileceğimiz birilerini bulmak sorun olmuyordu. Daha birçok olumlu durumu daha buraya eklemek mümkündü.

Peki Ankara’daki durumumuz neydi? Kocaman bir yalnızlık. Benim arkadaşlarım dışında annemin görüştüğü kimse yoktu denebilir. Tüm gün televizyonda evlilik programlarını takip ediyordu. Köye geleli hiç televizyon seyretmedi. Birkaç kez teklif etmeme rağmen odasına televizyon istemedi. Gelen ziyaretçilerinden dolayı ihtiyaç hissetmediğini, canının sıkılmadığını söyledi.

Peki bizim kaybettiğimiz sonra 40 50 katlı binalarda aradığımız değerler neydi? Olumlu komşuluk ilişkileri, güvenli mahalle vurgusu birer pazarlama stratejisi, yada reklam malzemesi haline geldi. Unutulan husus ise insani değerleri bir kere kaybettiğiniz zaman tekrar canlandırılması çok zor hatta imkansızdır. Moda deyimle sonradan değer yaratmak veya öğretmek ancak çakma değer olarak adlandırılabilinir.

Bu gün öncelikle köylerimizde son dönemini yaşamakta olan komşuluk, yardımlaşma, vefa, minnet, koşulsuz yardım, ve benzeri insani değerleri kaybolmadan önce korumak gerekir. Sonuçta; insanlığınız insani değerleriniz kadardır.

Not: Bu yazıyı yazdıktan 10 gün sonra 14.09.2016 tarihinde annem yaşama veda etti. Mekanı cennet olsun.

Tek Yorum

  1. Süleyman Vural Süleyman Vural

    Güzel insan çok duygulandırdın beni. Allah sabır versin mekanı cennet olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir