Çocukları Korumak

Karamanda yaşanan erkek çocuklarına yönelik tecavüz olayının üzerinden çok zaman geçmeden yeni bir taciz-tecavüz konusu Türkiye gündemine hem de siyaset aracılığıyla bomba gibi düştü. Tartışmanın nerede başladığı nerede biteceği ve nereye kadar süreceği şimdilik belli değildir. Konu hakkında uzman olsun olmasın herkes bir tarafından konuya dahil olmaya çalışmaktadır. Kimi inanç, kimi siyasi, kimi hukuki, kimi insan hakları, kimisi haber değeri açısından konuyu ele almaktadır. Bu kişiler tanık oldukları bazı olaylar üzerinden genellemeye gitmekte, başka birisi yine tanık olduğu olaylara dayalı, karşı bir savunma geliştirmekte ve konu reyting yada siyasi rant kavgasına dönmüş durumdadır.

Üzülerek gördüğüm ise;  konu hakkında en fazla konuşması gereken bu alanda çalışan ruh sağlığı profesyonellerinin en az konuştuğu, konuşturulduğu yada görüşlerine başvurulmamış olmasıdır. Özellikle her konuda bilgi sahibi olan haber programlarının kadrolu konuklarının bu konunun da içini boşaltarak verimsiz bir tartışma ortamına çekmelerinden kaygı duyduğumu ifade etmek isterim.

Evrensel Hukuk normları ve yasalarımız 18 yaşına gelinceye kadar tüm bireyleri çocuk olarak tanımlamaktadır. Ülkemiz gerek iç hukukta yapmış olduğu düzenlemelerle gerekse uluslararası anlaşmalarla çocuk haklarını garanti altına almıştır. Çocukları her türlü tehlikeye karşı korumak devletin asli ve resmi görevi, toplumun ise vicdani sorumluluğudur.  Özellikle çocuğa karşı işlenmesi muhtemel her türden şiddet, ihmal, istismar, taciz ve tecavüz gibi suçları önlemek, çocukları bu tehlikelerden korumak, bu olumsuzluklara maruz kalmış çocukların güvenliğini sağlamak, ruhsal sağaltımını yapmak devletin ve toplumun başlıca görevidir.  Çocukların ruh sağlığını koruyamadığınızda zincirleme olarak tüm toplumun ruh sağlığı bozulmaya başlayacaktır. Çünkü çocuklar bir süre sonra toplumdaki yetişkin bireyleri oluştururlar ve onlarda çocuk yetiştirirler. Ruh sağlığı bozulmuş bir toplumda suç oranları artacağından devletin maddi kaynakları suçu önlemekten ziyade suçluları yakalamaya ve cezalandırmaya ayrılacaktır.

Çocuğa yönelik her türlü suçun önlenmesi konusunda toplumsal bir uzlaşmaya ihtiyaç vardır. Bu konu kesinlikle  “ama”ları kaldırmayacak kadar hassas ve önemli bir konudur. Hiçbir siyasi, dini veya etnik grubun görüşüne yada çıkarına göre şekillendirilemez. Öncelikle bu alanda çalışan psikolog, psikolojik danışman, psikiyatrist, çocuk doktoru, sosyal çalışmacı, çocuk gelişimci gibi uzmanlar ve eğitimcilerin görüşleri doğrultusunda hareket edilmelidir. Psikoloji eğitimi almamış ancak yasal yetki sahibi bazı kamu görevlileri yetkilerini aşarak uzmanların önüne geçmekte daha da önemlisi çocuk hakkında karar vermektedir. Uzmanlar bu işin en sonunda kalmaktadır.

Son yıllarda Ülkemizde çocuklara yönelik ihmal, istismar ve tacizleri önlemek, cinsel şiddete maruz kalmış çocukları korumak için gerek yasal gerekse kurumsal çalışmalar artarak devam etmektedir. Örneğin Ankara’da Adalet, Sağlık, Milli Eğitim, Aile ve Sosyal Politikalar, İçişleri bakanlıklarının içinde yer aldığı ve bir çok uzmanın uzun yıllardır üzerinde çalışarak oluşturduğu kısa adı Ç.İ.M olan Çocuk İzlem Merkezi kurulmuştur. Bu merkezde savcı, doktor, psikiyatrist, psikolog ve  sosyal çalışmacı 24 saat görev yapmaktadır. Tacize uğramış çocuk kolluk kuvvetleri tarafından önce bu merkeze getirilmekte, ilk muayene  ilk ve tek ifade burada alınmaktadır. Araştırmalar göstermiştir ki olay sonrasında tekrarlanan ifadeler –Ülkemizde ortalama 17 defa- taciz ve tecavüz kadar belki de daha fazla çocuğu örselemekte ve sağaltım sürecini zorlaştırmaktadır. Yine bazı üniversitelerimizde şiddete uğramış çocuklara yönelik kurulmuş olan çocuk koruma merkezleri gerek danışmanlık gerekse tedavi anlamında hizmet vermektedirler. Çocukları her türlü şiddetten korumaya yönelik birçok vakıf ve dernek faaliyet göstermektedir. Yine yerel yönetimlerinde çocukları korumaya yönelik çeşitli çalışmaları vardır. Belki de bugünkü tartışmaların en büyük nedeni; Ülkemizde çocuklara sahip çıkacak, onların haklarını koruyacak güçlü bir örgütlülüğün olmasıdır.

Sonuç olarak bir çocuğun biyolojik ve fiziksel olarak gelişmiş olması onun yetişkin bir birey olduğu anlamına gelmez. Kişilik gelişiminin ana unsuru psikolojik gelişimdir. Hele evlilik gibi bireyi ve toplumu ilgilendiren bir konuda 18 yaşında olmak ta yeterli değildir. Evlilik sorumluluğunu taşıyacak bireysel ve toplumsal olgunluğa erişmiş olmak ondan sonra bu kararı vermek gerekir. Resmi olarak çocuk kabul edilen henüz biyolojik ve psikolojik gelişimini tamamlamamış kendi bağımsız kararını verecek olgunluğa ulaşmamış ve üstüne üstlük tecavüze uğramış bir çocuğa “senin zorla bedenine sahip olmuş, senden çok büyük bir kişiyi   affet ve onunla evlenmeye razı ol ve bu tecavüz sahnesi devam etsin bu hem senin  hem de ailen için iyi olacak” demek o kişiyi yok saymak, onu bir birey değil  bir eşya gibi görmek  anlamına gelmektedir. Daha sonra bu kişinin yaşadığı travma nasıl iyileştirilecektir. Bu kişinin topluma katılımı sağlanabilecek midir yada yetiştirdiği çocuklar ne durumda olacaktır? Bu kişinin ömür boyu yaşayacağı depresyon, kaygı bozukluğu, uyku bozukluğu, altını ıslatma, altına kaçırma, içine kapanma, insanlara güvenmeme, ağlama krizleri  gibi daha bir çok psikolojik rahatsızlıkla nasıl baş edecektir.   Bu türden uygulamalar siyaset kurumunun doğrudan vereceği kararlar olmamalıdır.  Ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların bilimsel veriler ışığında yapacakları araştırmalar ve değerlendirmeler esas alınmalıdır. Daha da önemlisi bu tür hassas konuları bu kadar çok kamuoyu önünde tartışmaktan imtina etmek gerekir çünkü bir süre sonra toplumdaki duyarlılık azalmaya daha da önemlisi sıradanlaşmaya başlayabilir. Çocuklar ve toplum açısından asıl büyük tehlike o zaman  ortaya çıkabilir.

Herkes birbirinin beden dokunulmazlığına saygı göstermek zorundadır. Rızası olmadan kimse kimseye dokunamaz. Bunu bireyler yaparsa taciz-tecavüz suçu, devlet yaparsa işkence suçu olarak değerlendirilir. Yetişkin ve aklı başında bireyler birbirlerinin mahrem alanlarına ne kadar girilmesine izin vereceklerine kendileri karar verirler. Ancak söz konusu çocuk bedeni olduğunda çocuğun rızası aranmaksızın yasak kuralı devreye girer. Çünkü çocuklar koruma altındadır. Çocuk bedeni üzerinde siyasetçilerin koruma amaçlı kanuni düzenleme yapmaktan öte bir sorumlulukları olmamalıdır. Çocuğun bedeni üzerindeki söz hakkı önce kendisinin, sonra belirli sınırlar dahilinde ebeveynlerin ve gerekli hallerde kanunla görev tanımları belirlenmiş kamu görevlilerinindir. Siyaset kurumunun görevi çocukların çocukça yaşayacakları ortamı sağlamaktır. Onlar sağlıklı büyüdüklerinde kendileri için doğru olan kararı vereceklerdir.21.11.2016

Psikolog Ali ORHAN

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir